Yanardağlar, yeraltındaki ergimiş kayaların ,kaya parçalarının ve
gazların yerkabuğundaki açıklıklardan püskürdüğü oluşumlardır.Art arda
olan püskürmeler sonucunda maddelerin üst üste yığılmasıyla ortaya çıkan
yükseltiler de aynı biçimde adlandırılır.Yüzeye çıkan ergimiş durumdaki
maddeler zamanla katılaşarak volkanik kayaları oluşturur .Depremler gibi
yanardağların da çoğu levha sınırlarına yakın yerlerde bulunur.Öte
yandan, nasıl ki, levha sınırlarına uzak yerlerde de zaman zaman deprem
olursa, bazı yanardağlar da levhaların iç bölümlerinde bulunur.
Yayılma Sırtları:
Okyanus dibinde. İki levhanın birbirinden uzaklaşmakta olduğu sınırda
,okyanus ortası sırtları ya da yayılma sırtları adı verilen
yanardağlardan oluşan sıra dağlar vardır.Levha birbirinden
ayrıldıklarında astenosfer üzerindeki basınç azalır.Bunun sonucunda,
levha sınırının altında bulunan katı durumdaki minareler tanecikleri
ergiyerek magmaya dönüşür.Yükselmeye başlayan yeni magmanın çoğu levha
kenarlarında katılaşıp kalır, yüzeye ulaşan bölümü ise okyanus tabanında
yanardağlar oluşturur.
“Plastik” Kayalar:
Bilim adamları, astenosferi genellikle “plastik” olarak
tanımlarlar.Bunun nedeni, astenosferin büyük bir bölümün yumuşsak
olmasına karşın , sıvıdan çok küçük miktarlarda magma bulunan katı
mineral taneciklerinden oluştuğunu düşünüyorlar.Astenosferdeki
sıcaklığın , minerallerin çoğunu ergitmeye yetecek kadar yüksek olmasına
karşın ,üsteki litosfer katmanın neden olduğu yoğun basınç bunu
engeller.
Dalma-Batma Bölgesi Yanardağları:
Yanardağlar, iki levhanın çarpışması sonucu birinin diğeri altına
daldığı levha sınırlarında oluşur.Dalan levha, 100-200 km derinlikte
bulunan ve dalma-batma bölgesi adı verilen bölgede ergimeye başlar ve
magmaya dönüşür.Bu magma, levhanın üzerinde biriken tortullar ve ergimiş
durumdaki okyanussal litosferden oluşur.Magma ,tortullarla birlikte yerin
derinliklerine çekilen su içerir.Oluşan yeni magma ,çatlaklardan geçerek
yüzeye püskürür ve üstteki levhanın üzerinde yanardağların oluşuma yol
açar.Bu çatlaklar ,levhaların hareketi sonucunda oluşur.Üstteki levhanın
okyanussal litosfer levhası olması durumunda ,yanardağların su yüzeyinin
üzerinde kalan bölümleri bir dizi volkanik ada oluşturur.
Magma:
Magma, ergimiş durumdaki değişik mineraller ve bazı mineral
kristallerinde oluşan lapa benzeri, yoğun bir sıvıdır.Kıvamı, su ve buz
kristalleri içeren yarı erimiş durumdaki kar gibidir.Bilim adamları
,magmanın büyük çoğunluğunun astenosferde bulunmakla birlikte bir
bölümünün de alt mantonun bazı bölgelerinde geldiğini düşünüyorlar.
Sıcak Noktalar:
Birçok yanardağın oluşumunun levha sınırlarındaki hareketle bağlantılı
olmasına karşın bazıları bu sınırlara uzak yerlerde ortaya çıkabilir.Bu
yanardağların ”sıcak noktalar” olarak adlandırılan olağanüstü sıcak
bölgelerin varlığı sonucunda oluştukları düşünülüyor.
Bilim adamları, sıcak noktaların astenosfer ve alt mantoda bulunduğu
varsayılıyor.Sıcak noktalarda, ısı akımlarının mantonun içinden geçerek
yükseldiği tahmin ediliyor.Bu olağanüstü ısının basıncın etkisini
ortadan kaldırılması sonucunda da magma oluşur.Yüzeye doğru çıkan magma,
litosferden geçiş sırasında, yolunun üzerindeki kaya kütlelerini
ergiterek kendisine yol açar.Magmanın yüzeye çıktığı yerlerde zamanla
yanardağlar oluşur.
Yanardağların sınıflandırılması,
yanardağın şeklini etkileyen püskürtünün türüne göre yapılabilir. Eğer
püsküren magma yüksek oranda (%65'ten fazla) silika içeriyorsa, lava "felsik"
denir. Bu durumda lav çok ağdalıdır ve nispeten hızlı bir şekilde
katılaşan bir kabarcık halinde yukarıya doğru itilir. Kaliforniya'daki
Lassen Peak, ve Martinik'teki
Mount Pelée buna örnektir. Bu tür
yanardağlar, kolayca tıkandıkları için patlama eğilimi gösterirler.
Öte yandan, eğer magma düşük oranlarda (%52'den az) silika içerirse,
lava "mafik" adı verilir ve püskürürken çok akışkan hale gelir ve uzun
mesafelerce akabilir. Mafik lav akışının iyi bir örneği, İzlanda'nın
neredeyse coğrafî merkezindeki bir püskürme yarığının aşağı yukarı 8.000
yıl önce oluşturduğu Büyük Thjórsárhraun akıntısıdır. Bu lav akıntısı,
130 km ötedeki denize varıncaya kadar akmaya devam etmiş ve 800 km2'lik
bir alanı kaplamıştır. Felsik ve mafik terimleri yerine bazen daha eski
olan "asidik" ve "bazik" terimlerinin kullanıldığı görülür. Ancak bu
terimler artık daha az kullanılır olmuşlardır.
Kalkan yanardağlar: Şekli kalkana benzeyen dağlar oluşturacak şekilde
zamanla biriken yüksek miktarda lav çıkartan yanardağlar çoklukla Havai
ve İzlanda'da görülürler. Lav akışları genellikle çok kızgın ve çok
akışkan olup uzun akıntılara neden olurlar. Dünyadaki en büyük lav
kalkanı, 120 km çapındaki ve deniz tabanından zirvesine 9.000 m
yüksekliğindeki Mauna Loa'dır.
Mars'taki Olympus Mons, bir kalkan
yanardağıdır ve güneş sisteminde şimdiye kadar keşfedilmiş olan en
yüksek dağdır.
Lav kalkanının daha küçük olanlarına "lav kubbesi" (tholoid), "lav
konisi" ve "lav kümbeti" adı verilir.
Volkanik koniler, yanardağın ağzında biriken ufak kaya parçacıkları
fırlatan püskürmelerden dolayı oluşur. Bu püskürmeler, 30-300 m
yüksekliğinde, koni şeklinde tepeler oluşturur ve nispeten kısa ömürlü
olurlar.
Japonya'daki
Fuji Dağı, İtalya'daki Vezüv,
Antarktika'daki Erebus ya da
kuzeybatı Amerika'daki Rainier gibi Stratovolkanlar ya da kompozit
yanardağlar, hem lav akıntılarından hem de püskürtülerden oluşmuş
yüksek, koni şeklinde dağlardır.
Süper yanardağlar, geniş çanakları olan, kıtasal yıkım ve küresel iklim
değişiklikleri yaratma potansiyelleri bulunan yanardağ sınıfına verilen
addır. Bu sınıftaki yanardağlara aday olarak Yellowstone Milli Parkı
ve
Toba Gölü gösterilebilir, ancak kesin bir tanımlama yapmak, asgari bir
tanımlayıcı şart bulunmadığı için çok zordur.
Yanardağlar genellikle ya tektonik plaka sınırlarında ya da sıcak
noktalarda yer alırlar. Yanardağlar uyuyan (etkin olmayan) ya da faal
(aktif -neredeyse sürekli çıkış ve kesikli püskürmeler) olabilirler,
önceden tahmin edilemeden hal değiştirebilirler.
Karadaki yanardağlar genellikle, çıkışların yıllar içinde sürekli
birikmesiyle koni ya da kül konisi şeklini alırlar. Suyun altında ise,
yanardağlar genellikle fazlasıyla dik sütunlar oluşturur ve yıllar
içinde okyanus yüzeyine çıkarak yeni adacıklar haline gelirler.
Yanardağların Davranışları
Yanardağların püskürmeleri ve volkanik etkinlikler farklılık gösterir:
Freatik (buhar) püskürmeleri
Yüksek silika içerikli lavın patlamalı püskürmeleri (örnek: riyolit)
Düşük silika içerikli lavın dökülmeli püskürmeleri (örnek: bazalt)
Piroklastik akıntılar
Laharlar (döküntü akıntıları)
Karbondioksit çıkışı
Tüm bu yanardağ etkinlikleri insanlara zarar verebilir.
Yanardağ etkinlikleri genellikle depremler, sıcak su kaynakları, çamur
kazanları ve gayzerler gibi yer etkinlikleriyle beraber görülürler.
Püskürmelerden önce genellikle düşük şiddette depremler görülür.
Şaşırtıcı olsa da, volkanbilimciler, aktif yanardağların
sınıflandırılmasında fikir birliğine varmamışlardır. Bir yanardağın
yaşam süresi, birkaç aydan birkaç milyon yıla kadar değişebilir. Bu tür
bir sınıflandırma yapmak, insanların, hattâ bazen uygarlıkların bile
varlık süreleri göz önüne alındığında anlamsız görünebilir. Örneğin,
dünyadaki yanardağların birçoğu, geçen birkaç binyılda birçok kez
püskürmüşlerdir, ama günümüzde herhangi bir etkinlik
göstermemektedirler. Bu tür yanardağların uzun ömürleri göz önüne
alındığında çok etkin oldukları söylenebilir. Ancak, bizim ömürlerimiz
düşünülürse, etkin değildirler. Bu tanımı daha da karmaşıklaştıran ise,
harekete geçen ama püskürmeyen yanardağlardır.
Bilim adamları genellikle, püsküren ya da yeni gaz çıkışları veya
beklenmedik deprem etkinliği gibi hareketlilikler gösteren yanardağları
etkin olarak kabul ederler. Birçok bilim adamı, yazılı tarihte
püskürdüğü bilinen yanardağların da etkin olduğunu kabul ederler. Yazılı
tarihin bölgeden bölgeye farklılıklar gösterdiğini, örneğin
Akdeniz'de
3.000 yıl geriye, ABD'nin
Büyük Okyanus kıyısında 300 yıl, Hawai'de ise
200 yıl geriye kadar gittiğini göz önünde bulundurmak gerekir.
Uyuyan yanardağlar, şu an (yukarıdaki
tanıma göre) etkin olmayan, ama her an hareketlenmesi ya da patlaması
muhtemel yanardağlardır.
Sönmüş yanardağlar ise, bilim adamlarının
bir daha püskürmelerini olası görmedikleri yanardağlardır. Bir
yanardağın gerçekten sönmüş olup olmadığının belirlenmesi zordur.
Örneğin, çanakların milyonlarca yıllık ömürleri olduğu bilindiğinden, 10
binlerce yıl püskürmemiş bir çanağın sönmüş değil uyuyan olarak
tanımlanması gerekir. Yellowstone Ulusal Parkı'nda
bulunan Yellowstone
Çanağı, en az 2 milyon
yaşındadır ve 70 bin yıldan beri hiç püskürmemiştir, fakat bilim
adamları tarafından sönmüş olarak tanımlanmaz. Doğrusu, çanak sık sık
depremler yarattığı, etkin bir jeotermal sistemi bulunduğu ve yüzeyi
hızlı değiştiği için, birçok bilim adamı tarafından çok etkin bir
yanardağ olarak kabul edilir.
YANARDAĞ PÜSKÜRMELERİ
Magmanın yerkabuğundan yükselerek yüzeye çıkmasına yanardağ püskürmesi
adı verilir.Yanardağ bir kez oluştuktan sonra yeraltından magma geldiği
sürece püskürmeler devam eder.İki püskürme arasında onlarca, yüzlerce,
hatta binlerce yıl geçebilir.
Magma Yükselişi:
Astenosferdeki magma, ancak yeterince büyük bir “kabarcık”oluşturacak
biçimde biriktiği zaman litosfere doğru yükselir.Magmanın yükselmesine
yol açan süreç, bozuk bir musluktan suyun damlamasına(ancak ters yönde)
benzer.Bozuk bir muslukta su sürekli biçimde musluğun ağzında birikir
fakat damla halinde düşmesi ancak yeterli ağırlığa ulaşması ile
gerçekleşir.Magma da yeraltında yeterli derecede biriktiğinde ve
yoğunluğu çevresindeki kaya kütlelerinden daha düşük olduğunda yukarı
doğru çıkmaya başlar.Çoğu yanardağın altında (yerkabuğunun içinde ya da
altında) magmanın biriktiği bir magma odası vardır.
Yanardağın Altı:
Magma odası il yanardağın yüzeyi arasında kanal ya da baca olarak
adlandırılan genişlemiş çatlaklar bulunur.Bunlar bir önceki
patlamalardan arta kalan katılaşmış magma ile doludur.bazı
yanardağlarda, magma odasından çıkan çok sayıda baca olmak ile birlikte
bunların hepsi yüzeye ulaşmayabilir.Bir bacanın açıldığı yere ağız
denir.Yanardağ ağızları yuvarlak ya da ince uzun biçimde olabilir.Bazı
ağızlar, krater adı verilen derin çukurların içinde bulunur.Bir püskürme
sırasında, magma, biriktiği magma odasından yüzeye çıkan bacalardan
birinden geçerek,yanardağın tepesindeki ağıza ulaşır ve buradan dışarı
fışkırır. Bazı durumlarda ise magma ,yanardağın yamacındaki bir ağızdan
çıkar.
Lav:
Püskürme sırasında yüzeye çıkan magma lav adını alır.Yanardağın
yamaçlarından, lavdan oluşan bir nehir gibi akan lav akıntısının zaman
soğuyup katılaşmasıyla volkanik kayalar oluşur.Çeşitli türlerde lav
bulunmakla birlikte bunların tümü nerdeyse diğer mineral elementlerinin
yanı sıra bir silisyum ve oksijen karışımı olan silisyum dioksit (SiO2)
içerir. Lavın yoğunluğu ,içindeki silisyum dioksit oranına göre
değişir.Yoğun olmayan lav bal kıvamındadır.Yoğun lav ise şekerlenmiş bal
gibi koyu ve yapışkandır.Bir patlama sırasında yanardağdan farklı
yoğunlukta lavlar püskürebilir.
Bir yanardağın biçimi, büyük oranda, lavın yoğunluna bağlıdır.Yoğun
olmayan lav katılaşıncaya kadar daha geniş bir çevreye yayıldığından ,bu
Tür lavdan oluşan yanar dağların yamaçları yumuşak eğimli olur.Kalkan
biçimli olarak tanımlanan Bu yanardağlar, çoğu zaman sıcak noktalar ve
yayılma sırtlarında bulunur.Bu yanardağların lavı çoğunlukla bazalttan
oluşur.Yoğun lav,yüksek oranda silisyum dioksit içerir ve genellikle
dalma-batma bölgelerinin üzerindeki yanardağlardan püskürür.Çok koyu
olduğu için ağızdan fazla uzaklaşmadan katılaşan bu lavın oluşturduğu
yanardağlar çoğu zaman koni biçimindedir.
Püskürme Tipleri:
Yanardağın püskürmeleri, lavın çıkış biçimine göre sınıflandırılır.Bu da
lavın yoğunluğuna ve lavın içerdiği gazların ne kadar kolaylıkla
kurtulabilmelerine bağlıdır.Yoğun olmayan lavdan kolayca kurtulabilen
gazlar, yoğun lavdan ancak büyük patlamalarla kurtulabilirler.
Magma, yüzeye yaklaştıkça üzerindeki basınç azalır ve tıpkı bir gazoz
şişesinin kapağı açıldığı zaman basıncın azalması sonucu gazozun içinde
hava kabarcıklarının oluşması gibi volkanik gazlar magmanın içinde küçük
kabarcıklar oluşturur.
Farklı Püskürme Tipleri
| Hawaii tipi
püskürmeler:

Genellikle hafif şiddetedir.lavın çok
akışkan olduğu ve içinde gazların kolayca kurtulduğu durumlarda bu tür
püskürmeler olur.Kimi zaman magma, yanardağdan dışarı, bir fıskiyeden
fışkıran su gibi çıkar. |
|
Stromboli tipi püskürmeler

Lavın biraz daha yoğun olması durumunda
görülür.Sıkışmış gazlar, yanardağ ağzının çevresine sıvı halde
lav kütlerinin fışkırmasına neden olan, küçük patlamalarla açığa
çıkar. |
|
Vulkona tipi püskürmeler

Lavın daha yoğun olduğu durumlarda
görülür.Sıkışmış gazlar gürültülü patlamalarla açığa çıkar ve yanardağın
ağzına iri kaya parçaları ile çok miktarlarda volkanik kül püskürür.
|
|
Pilinius tipi püskürmeler

Lavın çok yoğun olması durumunda
görülür.Sıkışmış gazlar, çok büyük patlamalarla
kurtulur.Yanardağın püskürmeleri sırasında büyük miktarlarda
volkanik kül gökyüzüne fırlatılır. |
Püskürme Tipleri Resimleri:
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi'nden alıntıdır
Yanardağ Türleri
Yanardağların sınıflandırılması, yanardağın şeklini etkileyen
püskürtünün türüne göre yapılabilir. Eğer püsküren magma yüksek oranda
(%65'ten fazla) silika içeriyorsa, lava "felsik" denir. Bu durumda lav
çok ağdalıdır ve nispeten hızlı bir şekilde katılaşan bir kabarcık
halinde yukarıya doğru itilir. Kaliforniya'daki Lassen Peak, ve
Martinik'teki Mount Pelée buna örnektir. Bu tür yanardağlar, kolayca
tıkandıkları için patlama eğilimi gösterirler.
Öte yandan, eğer magma düşük oranlarda (%52'den az) silika içerirse,
lava "mafik" adı verilir ve püskürürken çok akışkan hale gelir ve uzun
mesafelerce akabilir. Mafik lav akışının iyi bir örneği, İzlanda'nın
neredeyse coğrafî merkezindeki bir püskürme yarığının aşağı yukarı 8.000
yıl önce oluşturduğu Büyük Thjórsárhraun akıntısıdır. Bu lav akıntısı,
130 km ötedeki denize varıncaya kadar akmaya devam etmiş ve 800 km2'lik
bir alanı kaplamıştır. Felsik ve mafik terimleri yerine bazen daha eski
olan "asidik" ve "bazik" terimlerinin kullanıldığı görülür. Ancak bu
terimler artık daha az kullanılır olmuşlardır.
Kalkan yanardağlar: Şekli kalkana benzeyen
dağlar oluşturacak şekilde zamanla biriken yüksek miktarda lav çıkartan
yanardağlar çoklukla Havai ve İzlanda'da görülürler. Lav akışları
genellikle çok kızgın ve çok akışkan olup uzun akıntılara neden olurlar.
Dünyadaki en büyük lav kalkanı, 120 km çapındaki ve deniz tabanından
zirvesine 9.000 m yüksekliğindeki Mauna Loa'dır. Mars'taki Olympus Mons,
bir kalkan yanardağıdır ve güneş sisteminde şimdiye kadar keşfedilmiş
olan en yüksek dağdır.
Lav kalkanının daha küçük olanlarına "lav kubbesi" (tholoid), "lav
konisi" ve "lav kümbeti" adı verilir.
Volkanik koniler: yanardağın ağzında
biriken ufak kaya parçacıkları fırlatan püskürmelerden dolayı oluşur. Bu
püskürmeler, 30-300 m yüksekliğinde, koni şeklinde tepeler oluşturur ve
nispeten kısa ömürlü olurlar.
Japonya'daki
Fuji Dağı, İtalya'daki
Vezüv,
Antarktika'daki
Erebus ya da kuzeybatı Amerika'daki Rainier
gibi Stratovolkanlar ya da
kompozit yanardağlar: hem lav
akıntılarından hem de püskürtülerden oluşmuş yüksek, koni şeklinde
dağlardır.
Süper yanardağlar: geniş çanakları olan,
kıtasal yıkım ve küresel iklim değişiklikleri yaratma potansiyelleri
bulunan yanardağ sınıfına verilen addır. Bu sınıftaki yanardağlara aday
olarak Yellowstone Milli Parkı ve
Toba
Gölü gösterilebilir, ancak kesin bir tanımlama yapmak, asgari bir
tanımlayıcı şart bulunmadığı için çok zordur.
Yanardağlar genellikle ya tektonik plaka sınırlarında ya da sıcak
noktalarda yer alırlar. Yanardağlar uyuyan (etkin olmayan) ya da faal
(aktif -neredeyse sürekli çıkış ve kesikli püskürmeler) olabilirler,
önceden tahmin edilemeden hal değiştirebilirler.
Karadaki yanardağlar genellikle, çıkışların yıllar içinde sürekli
birikmesiyle koni ya da kül konisi şeklini alırlar. Suyun altında ise,
yanardağlar genellikle fazlasıyla dik sütunlar oluşturur ve yıllar
içinde okyanus yüzeyine çıkarak yeni adacıklar haline gelirler.
LAV AKINTILARI ,BLOKLAR VE
BOMBALAR
Püsküren bir yanardağdan akan lavlar ,yolları yakıp yıkmasına karşın ,çok
ender olarak ölüm yada yaralanmalara yol açar.Bunun nedeni, lav
akıntısının yavaş ilerlemesi ve insanların ondan kaçma olağanı
bulabilmeleridir.
“Pahoehoe” ve “aa” , iki farklı lav akınsına
Hawaii dilinde verilen
adlardır. Bunlar birbirlerinden , volkanik gazların lavdan çıkış
biçimiyle ayrılır.
1. Pahoehoe lav akıntıları:
Pahoehoe lav akıntılarının yüzeyi genellikle düz ya da hafif kırışık
olur.Bu tür akıntıların koyu kıvamı değildir yani akışkandır.Lav
soğumaya başladığında yüzeyinde düzgün kabuk oluşur.Lav akıntısının iç
kısmı ergimiş durumda kalarak akmayı sürdürürken soğumakta olan yüzeyde
zaman zaman halat benzeri kıvrımlar oluşturabilir.
2. Aa lav akıntıları:
Aa lav akıntılarında pürüzlü ve çatlaklı bir yüzeyi vardır.Bu akıntılar,
daha yoğun lavdan oluşur ve pahoehoe lava kıyasla daha yavaş akar.Lav
akarken ,yüzeyi iri parçalar biçiminde kırılır ve içindeki gazlar açığa
çıkar.Kırılan parçalar ,sıvı durumu koruyan lav akıntısının iç kısmı ile
birlikte sürüklenir.
Bir aa akıntısısın kenarları ve önü tank paletlerine benzer bir biçimde
ilerler:Akıntının önündeki soğumuş parçalar dönerek lavın altına girer,
ilerlemekte olan lav bunların üstünden geçer.Katılaşmış aa lavının
yüzeyi pürüzlüdür ve yanmış kömür yığınlarını hatırlatır.
Dünyadaki Bazı Yanardağlar
|